Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2011 Pazar

PARFÜM

Tarif bekleyen arkadaşları hayal kırıklığına uğratıyoruz belki ama -bu aralar parfüm takıntımdan ötürü- biraz araştırma yaptım; paylaşayımda vatana millete hayırlı bir blogger olayım dimi:P
tabiki sizin için yaptım! :)
EDT VE EDP arasındaki farkı biliyomuydunuz ?

EDT yani eau de toilette ;fransızca tuvalet suyu anlamındaymış.Fransızlar orta çağda 10 günde bir yıkandıkları ve pis koktukları için tuvalet sonrası bir sıvı sürerlermiş.(lütfen gözünüzde canlandırmadan okuyun yazıyı yoksa tiksinç bi durum çıkıyo ortaya:)
bu ''mevzu bahis su'' :%1-7 oranında aromatik madde içeriyor.
EDP ise fransızca parfüm suyu demek olup kalıcı olması %10-20 oranında özlü yağ barındırmasında saklıymış

Her neyse;bu çook mühim bilgilerin ardından bazı parfümleri ve o çok değerli görüşlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle:P

-dior-hypnotic poison(tatlı)(favorim)

-ck.euphoria(tatlı-baharat)-(favori 2:)

-lolita lempicka(tatlı şekerimsi bişey hoş)

-lancome miracle forever(tatlı)

-chanel coco mademoiselle(chanel' in en güzel kokusu bence)

-lancome hypnose(tatlı)

-kenzo amour(vanilya)

-wich(uzun zaman kullandım kış kokusu ama çok ağır geliyo sevmiyorumm artık)

-miss dior cherie(vanilya -meyve -şeker)

-dior addict2(fresh -hafif- yaz kokusu)

-escada magnetism(şekersi)

-dior-dune(sanişimin üniversite kokusu:)

-jovan(türkiyede baya fanatiği var ama yurt dışından getirtebilirsiniz burda yok-baharat kokularını sevenler için)

-kenzo amour(vanilya)

-nina ricci nina(meyve çiçek karışımı)

-ralph lauren-ralph(sportif)

-escada-escape(çiçek)

-dior-jadore(çiçek)

-ralph lauren-romance(çiçek)

-bvlgari-rose essentielle(yoğun gül kokusu)

-aquolina chocolovers(çikolatalı kek gibi kokmak isteyene:)

-hugo boss femme( çekici çiçek kokusu-yaz için uygun)
parfüm dışında yıllardır vazgeçemediğim vücut losyonunu paylaşmadan geçemiycem
joop le bain lotion-bayılıyorum kokusuna çok kalıcı ;
kalıcılık demişken -şahsi fikrim-chanel bu işi çok iyi biliyor.Nerdeyse bütün parfümleri kalıcı...

ben vanilya şeker meyve kokularından hoşlandığım için ; çoğunlukla benim çekim alanıma girenleri,tecrübe ettiklerimi ve duyduklarımı yazmaya çalıştım.Genelde kış kokuları benim beğendiklerim ;yazın hele hele benim sıcak memleketimde mümkün değil şekersi kokuları kullanmak(en hafifi belki)
konuyla alakalı görüşleri olanlar paylaşırsa sevinirim
belki bu postu okuyan arkadaşlar faydalanırlar görüşlerimizden
hangi parfümü kullanıyosunuz?
ne tür bir koku?
ten renginiz?
tek parfümle bir ömür geçireceksiniz ;hangisi olurdu:)


(bu arada pek çok kişi biliyo artık ama bilmeyen için: www.strawberrynet.com da büyük indirimler oluyor; kargo parası ile birlikte çok uygun fiyata alabiliyosunuz)

_Firuz_

30 Aralık 2010 Perşembe

SON GELİŞMELER...



Uzuuuun aranın ardından;

Ne tür gelişmeler oldu bizlerle alakalı kısa bir özet geçme isteği belirdi birden içimde;

Bu hissettiğim manasız ve kimilerini alakadar etmeyecek olan yazı yazma isteğimi; gecenin bu saatinde tüm engellemelere rağmen! yayınlamak istedim

çok umrumdaydı sanki diyenleri dikkate alarak''neden yoktunuz bu kadar zamandır ''sorusunun cevabınıda vermiycem:)

evet gelelim haberlere;(evet merak ediyoruz diyenlere ithafen:)
içimizden birinin 2. çocuğu dünyaya geldi.1.yi merak edenlere hemen söyliyim 1,5 yıl önce doğmuştu elifimiz;şimdi ilkinin erkek versiyonu açtı gözlerini- kaan bebi:)
yine içimizden 2 arkadaşımızda hamile ;bir tanesi 9 haftalık diğeri 5 haftalık
pek doğurganlar bu yıl canlarım:)
ve ben;hala 1 kızım var:)tek değişmeyen benim;karnım şişmedi,depresif modda değilim,midem bulanıp böğürmüyorum,en önemliside hala fit ,formumda ve güzelim hahaha:)) tamam karnınız burnunuz yamulsada -kocalarınızı bilemem ama -hala benim için güzelsiniz:))
peki peki;bu kadar eğlence yeter ;Allah hayırlısıyla kucağınıza almayı nasip etsin inşallah
kaan kuzuyada sağlık afiyet versin Rabbim..
1 lohusa 2 hamile yazık bana yaa !! kapris kapris kapris....
(bu arada hadi bilin bakalım kim hamile kim doğurdu:)
(_fiyu_)

28 Aralık 2009 Pazartesi

SENE 2050!


''sinem,firuz,hilal ve saniye'' kare dörtlüsü'nün dostluğunun 14. yılı 2010
14 senedir hüzünlerini mutluluklarını, hayal kırıklıklarını paylaştı bu dörtlü
biri düştü ;diğeri el verdi,biri ağladı hepsi ağladı; uzaklıklara aldırmadan..
Yıllardır bu resme bakıp saatlerce konuşur dururuz.''Senin ayakkabın pek modern benimki pek havadar ;sen çok çökmüşsün ben hala diriyim ''gibisinden espriler yapıp saatlerce güleriz:)
Allah bizi ayırmasın, hepinizi kötülüklerden korusun ,güzel bir ömür versin canlarım
iyiki varsınız...
_firuz_
İstanbul-Antalya-Ankara-Kayseri.... Dağıldık 4 ayrı şehre... Ama aslında hiç ayrılmadık, kim ne zaman grip olmuş ondan bile haberdarız :)
Üniversiteye hazırlanırken hiçbirimizin hayali Konya'da okumak değildi belki de ama Konya'yı kazandığımıza şükrederek mezun olduk değil mi canlarım?
Belki her sene planlayıp da yapamadığımızı yaparız bir gün, Konya'da bir araya gelir anılarımızın geçtiği yerleri gezeriz, olmaz mı ???
Hiç ayrılmayalım olur mu... İyiki varsınız...
_Saniye_

17 Kasım 2009 Salı

RAF ÖMRÜMÜZ UZUN OLSUN!!


Uzun zamandır yayınlamak ıstediğim fakat bir türlü derleyemediğim bebek yemekleri yazı dizisini yayınlama planıyla geçtim pc başına ;tesadüfen rastladığım bu yazıyla başlamak daha doğru geldi

Süt konusu çok tartışılan bir konu..Kızımı emzirmeyi kesince hangi sütü kullanmam gerektiği konusunda biraz araştırma yapmış ve güvenilir bir doktorun yazısıyla karara varmıştım(yazıyı bulursam yayınlarım) Sonuç itibariyle ben kızıma 3 gün hazır süt(günlük süt tercihim)4 günde köy sütü veriyorum.Keşke her zaman köy sütü verebilsem ;talep fazla olunca sütü yetiştiremiyolar.Zaten artık hayvan besleyen o kadar az ki(nedenleri çok dramatik!)

Peyniri zeytini annem yapar bizim ailede.Bu yıl bende zeytin kurdum ilk kez; çok zahmetli ama buna değer..Birde alışınca ev yapımı gıdalara ,hazır tüketemiyosunuz.Çocukluğunuzdan kalan alışkanlıklardan vazgeçemiyosunuz.Mesela ben hazır yoğurt yiyemem mecbur kalmadıkça.Mutlaka kendım yaparım.Şimdi kızımda aynı benim gibi oldu.Ev yoğurduyla hazır yoğurdu ayırt edebiliyor.Kafayı sağlıklı beslenmeyle bozmuş insanları görünce uzaylı muamelesi yaparız genelde(az dalga geçmedim komşumla:)Kızımın hayatımıza girişiyle hayata bakışımız ,rutin alışkanlıklarımız,diyaloglarımız gibi; yemek alışkanlıklarımızda mutfağımıza giren gıdalarda değişti.Anlattıklarım biraz komik gelebilir eğer çocuk sahibi değilseniz,mesela biz artık evde çerez yemiyoruz daha doğrusu yiyemiyoruz,özelliklede çekirdek..Cips,şekerleme bizim eve girmez (Ara sıra bir parça çikolata ile ödüllendiriliyor tabi)Herşeyi doğal tüketmek mümkün değil elbet ama şuan elimizden geleni yapmak kısa ömrün karıdır dimi:)
Ve Sunay Demircan....
''yeşil sapları, şık karton kutuları, minik-yeşil etiketleri; Tek renk, tek ses, tek yürek halleri; yüksek fiyatlarıyla tezgahların yıldızı, kan kırmızı domatesler.
Yediniz mi?
Yiyeceksiniz!
Zira onlar, modern dünyanın gurur kaynakları.
"Tatmin olma" duygusu köreltilmiş, "yeter" sözünü defterinden çoktan silmiş insan evladının zeka ürünleri onlar.
Onlara şimdi domates diyorlar.
Devasa seralarda, tümüyle bilgisayar kontrolünde, topraksız koşullarda (su kültürü) yetişiyorlar.
Her birinin köküne birer serum hortumu bağlı, damla damla dökülüyor azotlar, fosforlar, kalsiyumlar. ..
Hava mı lazım?
Pompalar var, suyun içine gerektiği kadar hava basıyor.
Güneş mi lazım?
Cıvalı ampuller var, fotosentezi artıran yüksek basınçlı ışık basıyor.
Kuş mu lazım?
Aşk olsun!
Zamanı gelince, salınıyor bambus arıları içeri; dölleniversinler, kurda-kuşa muhtaç olmadan..
Çünkü onlar doğanın güvensiz derbederliğine terk edilemeyecek kadar değerliler.
Onlar, öbür dünyaya giderken yanımızda götüreceğimiz yatlar, katlar, plazmalar, plazalar...
Hala markettesiniz.
Süt içip kemikleri geliştirmek gibi bir inancın peşinde, dolaşıyorsunuz raflarda.
O, beyaz sıvının içinde protein, vitamin, bir sürü bakteri, mineral filan olduğunu düşünüyorsunuz.
Nasıl söylemeli, bilmem ki?
Aramızda kalsın ama, onun içinde artık bir şey yok!
İyisi mi bunu size, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Ahmet Aydın söylesin "Süt sağlıklı bir içecekken, raf ömrünü uzatmak için pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline getiriliyor. Bu işlemlerle sütün içindeki tüm bakterileri öldürülüyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engelliyor, sindirim enzimlerini tahrip ediyor, tahrip olan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır...".
Hadi bunları geçtik bir kalem. Siz o sütü veren ineğin başına gelenlerden haberdar mısınız?
İnek inek olmaktan çıkalı çok oldu.
Önüne konan her şeyi yiyen, bol hormon ve antibiyotikle ayakta durabilen, deri kaplı et parçaları onlar.
Günde 100 kilo süt (!) veren inek yaptılar.
Ne demek biliyor musunuz bu?
Market arabasını sürmeye devam.
Üzümleri gördünüz mü?
Sanki bağdan yeni gelmişler. Dipdiri, ipiriler.
Nereden geliyor bunlar?
Şili'den.
Şili mi?
Evet!
Kaç gündür buradalar?
3-5 gün oldu.
Düşünün, Şili'nin bir köyünde topluyorlar bunları.
Uzun yolculuklar sonunda bize geliyor. Bir süre bizim manavda bekliyor.. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de 3-5 gün daha, bana mısın demiyor.
İyi ama, nasıl?
Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela:
Dane büyüklüğünü artırır, Dane ağrılığını artırır, Dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir, Tam olgunlaşmada bile daneye parlak sarı yeşil rengini verir, Güçlü üzüm çöpüne rağmen dane sıkıca sapa bağlı kalır. Bu yüzden yükleme taşıma esnasında danelenme nedeniyle olabilecek kayıplar azalır, Dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar, Kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir, Yüksek kalite ve standart sağlar, Raf ömrü uzar
Daha durun!
Petunya ve karnabahar geni konmuş mısırlardan yapılma cipsleri de yiyeceksiniz.
Geceleri de bahçenizi denizanası geniyle donatılmış buğdaylarla aydınlatacaksınız.
Diyebilirsiniz ki, "hep olumsuz tarafından bakma, bu gelişmeler olmasa açlığın önüne geçilemez". İyi ama açlığın nedeni gıda üretimindeki yetersizlik değil ki!
Tam tersine, bugün dünyada gıda üretiminde fazlalık var. Öyle ki, tüm üretilen besinleri toplayıp, dünyadaki insan sayısına bölseniz, kişi başına günlük 2 kilo gıda düşüyor.
Bu hepimizi besler de, yusyuvarlak bile yapar.
Sorun gıda üretiminin yetersizliği değil, aç olanların gıda alacak paralarının olmaması.
Ama, daha da vahimi, biz de o süt, domates, üzüm gibi oluyoruz.
Neye ağlayıp, neye güleceğimizi birileri bize anlatıyor.
Kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi de.
İnsan ilişkilerini artık klavye ve monitor üzerinden kuruyoruz.
Gün geliyor, öldürüyoruz.
Adına "bilgi" dedikleri rafine verilerle zihnimizi doldurup, enselerinde barkod yapıştırılmış mamül ürünler oluyoruz.
Ne diyelim?
Raf ömrümüz uzun olsun!



_firuz_

13 Kasım 2009 Cuma

HUZUR...

Sizlerle ; beni derinden etkileyen bu yazıyı paylaşmak istedim.
''yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. ''(şems -26)

AZRAIL’IN GUZELLIGI

(bir doktorun hikayesi) Ben, 40 yillik bir kanser uzmani olarak, maddeyi asan, sayisiz olayla karsilastim ve bunlari, o olaya sahit olanlarla birlikte belgeleyerek, ozel bir arsiv yaptim
Bunlardan 1976 yilinda yasanmis bir olayi size nakletmek istiyorum Kanser hastanesinde bashekimken, Serap adinda genc bir hanim hastam vardi Bu hastam gogus kanserine yakalanmis ve tedavi icin yurt disina gitmek istemesine ragmen, bazi formaliteler sebebiyle o imkani bulamamisti
Serap’i ozel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altina aldim Ve kisa bir sure sonra da iyilestigini gordum Ancak, Serap'in da butun diger kanserliler gibi ilk 5 yillik sureyi cok dikkatli gecirmesi gerekiyordu Bir is kadini olan Serap, 4 yil kadar sonra bir ihale icin Izmir'e gitmek istedi Kis aylarinda oldugumuz icin ucakla gitmesi sartiyla kabul ettim Maalesef, bilet bulamamis ve benden habersiz bindigi otobusun kaza gecirmesi uzerine, 6 saat kadar mahsur kalmis
Donusunden kisa bir sure sonra kanser, kemik ve akcigerine yayildi Serap, bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yuruyemez hale gelirken, hastaligin akcigerdeki tezahuru sebebiyle de devamli olarak oksijen cihazi kullaniyor ve soyledigi her kelimeden sonra, agzini o cihaza yapistirarak nefes almak zorunda kaliyordu
Evine gittigim gun, yine guclukle konusarak : “Doktor bey” dedi “Ben sizedarginim” “Nicin?” diye sordum “Siz Dindar bir insanmissiniz Nicin bana da, Allah'i, olumu, ahireti anlatmiyorsunuz?” Dini inanclarinin cok zayif oldugunu bildigim icin bu teklifi karsisinda oldukca sasirdim
Onu uzmemeye calisarak : “Doktora ulasmak kolaydir” dedim “Parayi bastirdin mi, istedigine tedavi olursun Ancak iman tedavisi icin gonulden istek duymalisin”
Konusmaya mecali olmadigindan, “Ben o istegi duyuyorum” manasinda basini salladi Artik umitsiz bir tibbi tedavinin yani sira, ebedi hayatin ve saadetin recetesi olan iman derslerimiz baslamis ve dersler “hizlandirilmali ogretime” donmustu
Anlattigim iman hakikatlerini butun ruhuyla mezcediyor ve arada bir soru soruyordu
Vefatina bir hafta kala, “Doktor bey” dedi “Ben olurken ne soylemeliyim?” “Kelime-i Sehadeti soylemelisin” O, haliyle tebessum ederek yine basini salladi
Cok istirabi oldugu icin, Serap'a surekli morfin yapiyor ve onu uyutmaya calisiyorduk Ben, bir is seyahati sebebiyle bir muddet ziyaretine gidemedim
Donusumde annesi telefon ederek : “Serap, bir haftadir morfin yaptirmiyor” dedi “Sabahlara kadar inliyor ve cok istirap cekiyor…”
Hemen eve gittim ve igne yaptirmamasinin sebebini sordum Aldigim cevabi hala unutamiyor ve hatirladikca urperiyorum
“Ya morfinin tesiriyle olume uykuda yakalanir ve son nefeste? “La ilahe illallah” diyemezsem?”
Iste Serap, boyle bir hanimdi
Bu arada benden istihareye yatmami ve eger bir kac gun daha omru varsa, son gunu uyanik kalacak sekilde morfin yaptirilmasini rica etti
Ben hic adetim olmadigi halde Cuma gunune rastlayan o gece, istihareye yattim ve Serap'in acizligi hurmetine Allah’a sigindim, sali gunune kadar yasayacagina dair isaret hissettim Ertesi gun ona : “Hic korkma!” dedim “Igneyi vurdurabilirsin”
Ve Serap bir veda niteligi tasiyan bu gorusmemizde son sorusunu da sordu : “Doktor bey Azrail bana nasil gorunecek?” “Kizim” dedim “O bir melek degil mi? Hic merak etme, olumun sana insaallah guzel gorunecektir”
Sali gunu Serap'in agirlastigi haberini alinca hemen eve gittim Ancak vefatina yetisememistim Ailesi tam manasiyla perisandi Sadece kendisine uzun muddet bakan dindar bir hanim akrabasi ayaktaydi ve beni gorunce yanima gelerek : “Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz once bir mucize yasandi!” dedi Ve devam etti : “
…Serap, bir saat kadar once oksijen cihazini atti ve "yataktan kalkmasi imkansiz" denmesine ragmen kalkarak abdest aldi, iki rekat namaz kildi Butun ev halki hayretten donup kaldik Ve kelime-i sehadet getirerek vefat etmeden biraz once de: “Doktor beye soyleyin” dedi
Azrail, onun soylediginden de guzelmis!


(Rabbim bizlerede güzel ölümler nasip etsin)


_Firuz_

10 Haziran 2009 Çarşamba

İSTANBUL HATIRASI


Mayıs ayının ikincisi haftası Yapı Fuarı için İstanbuldaydık. Bir taşla birçok kuş vurduk :) Özgür'ün yakın arkadaşı Önder ve eşi Cemile'yle görüştük, dünya tatlısı çocuklarını sevdik. Kuzenim Solmaz'ı gördük birlikte ortaköye ve taksime gittik. Cumartesi günü sinem'le buluştuk, yine fuar için gelmiş olan Esra ve kardeşi de vardı. Birlikte boğaz turu yaptık. İstanbul her zamanki gibi çok ama çok güzeldi, sürekli yaşamak istemezdim ama sık sık gitmek isterdim doğrusu :) _Saniye_

28 Aralık 2008 Pazar

HÜZÜN..


''ben annemin nazlı ceylanı, koklamaya kıyamadığı gül goncasıydım. Ona sorsan ben tahtımda oturup, başımdaki tacı düşürmeden taşımaktan başka hiçbir şey yapmadan yaşamalı, sarayımdaki hizmetkarlara emirler yağdırmalıydım. Çünkü ben annemin güzel gözlü, minik prensesiydim.Oysa rollerimizi annemiz değil, hayat belirliyordu.Sitemim, serzenişim yok kimselere. Şikayet de değil. Belki bir iç döküş. Bu gün nedense içim darlandı biraz. Yorulduğumu hissettim sanki. Yüküm sanki biraz daha ağır geldi bugün. Sanki omuzlarımda dünyanın tasası, hayat çok üzerime geldi bu gün.''(http://fikriminincegulleri.blogspot.com/ sıtesınden alıntıdır)


( henüz sıte sahıbının adına bakma fırsatı bulamadım o kadar güzel kalemı var kı saatlerce bırakamadım ;okumadığım bırşeyler kaldımı acaba dıye kontrol etmelıyım:)sıte ve özellıkle üst paragraftakı yazı; hüzün kokan bır günün ardından ılaç gıbımı geldı ;yoksa deştıkçe deştımı bırşeylerı tam çözemedım ama sankı günümün mana ve ehemmıyetı açısından ;tam damardan dıye tabır ettığımız yazılardan.Bu harıka sıteyı sızlerle paylaşmak ıstedım._Fıruz_

4 Aralık 2008 Perşembe

PAMUĞUM

NE KADAR ZORMUŞ;SENIN O MINIK KALP ATIŞLARININ BANA HISSETTIRDIKLERINI KELIMELERE DÖKMEK(10 HAZIRAN 2007)
BUGÜN ILK KIPIRDANIŞINI HISSETTIĞIMDE KALBIM YERINDEN ÇIKACAK SANDIM,ÇEVREMDEKILER ''AYYY'' DEYIŞIME ŞAŞKIN ŞAŞKIN BAKTILAR ,ITIRAF EDIYORUM ÇOK KORKUTTUN BENI !(EKIM2007)
HEP ORDA KAL YADA HEMEN GEL . YINE KARARSIZLIK SORUNSALIM DEPREŞTI SANIRIM! NEYSE DUYMAMIŞINDIR UMARIM :)(ARALIK 2007)
SENIN HUZURUN SAĞLIĞIN IÇIN YÜZÜMDE SAÇMA SAPAN BIR GÜLÜMSEMEYLE DOLANIYORUM ORTALIKTA; KENDIMIMI KANDIRIYORUM ACABA,PEK DUYGUSALIM BU GÜNLERDE AĞLAMAM GEREK AMA; YA SENDE ÜZÜLÜRSEN…:( (OCAK 2008)
EVET GELIYOSUN IŞTE
GELIP HAYATIMIZIN TAM ORTASINA KURULACAKSIN
ANNELIK ÜTOPIK BIR OLAYMIŞ ZOR ZANAATMIŞ ÖYLE SÖYLÜYOLAR
ÇOK ÇALIŞTIM NOTLAR ALDIM KIYIYA KÖŞEYE,BÜYÜK TEMIZLIK VARDI 9 AY BOYU;EVIMI,ÇEVREMDEKILERI, RUHUMU TEMIZLEDIM ;ZERRE KÖTÜLÜK BULAŞMASIN SANA DIYE;UMARIM BEĞENIRSIN BENI; BU SAF HALİNLE…(12 ŞUBAT GECESI)
VE IŞTE KOLLARIMDASIN ....KELIMELER TÜKENDI..........(13 ŞUBAT2008)
HUZURUN SENIN KOKUNDA SAKLI OLDUĞUNU BILSEYDIM BU KADAR BEKLERMIYDIM..

24 Eylül 2008 Çarşamba

MİM

Sinoşumuz bizi mimlemiş hemen ben kendi adıma yazayım ;


İsminiz? Saniye
Nerelisiniz? Ürgüp
Yaşadığınız Yer? Kayseri
Mesleğiniz? Mimar
Hobileriniz? Puzzle yapmak, kitap okumak, maket yapmak, pasta ve kurabiye yapmak :)
Evli misiniz? Evet
Kaç çocuğunuz var? Bir kızım var
En sevdiğiniz yemek? Pizza, mantı, brokoli....
Sevdiğiniz müzik türü? Ruh halime göre değişir :) Caz ve heavy metal dışında hemen hemen her türü dinleyebilirim
Nerelere gitmek istersiniz? Mekke-Medine, Mısır, İtalya (Roma-Venedik), İspanya (İbiza) , Mardin.... :)

11 Ağustos 2008 Pazartesi

GÜZEL ATLAR DİYARI :))




SİNEM'İN VENEDİK HATIRASI :)

Sinem 'im göndermiş bana bu anahtarlığı kargoyla. Birinci evlilik yıldönümlerini geçirdikleri Venedik'ten almış bu venedik maskesini, yanına çok güzel bir de not ekleyerek kargoya vermiş. Bayıldım maskeye, kullanmaya kıyamıyorum taşları falan düşer diye ama yine de taktım anahtarlarımı gözümün önünde olsun diye :) Tekrar çok çok çook teşekkür ederim Sinoşum :) _Saniye_

13 Haziran 2008 Cuma

BABALAR GÜNÜ....


Babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur. Bu harika.
İnsan babası ölünce büyüyor çünkü. Yalnız başına kalıyorsunuz o zaman artık.
Çocukken her şeyi bilen, herkesten güçlü olan babamız biz büyüdükçe küçülüyor. Zamanını tamamlamış ve geçmişte kalmış bir yaşlı olarak kendi köşesinden bize bakıyor. Uzakta olsa da, bize dokunamasa da...
Usandıracak kadar ayrıntılı sorularla hayatı öğrendiğimiz, her şeyi bilen babamızın sorularıysa biz büyüdükçe artık bize sıkıcı gelmeye başlıyor. Müdahale etmese, soru sormasa ne iyi olur dediğimiz zamanlar çok oluyor artık. Biz ondan daha iyi biliyoruz ya her şeyi. Zaman artık onun zamanı değil ya... Teknoloji gelişti ya... Her şey değişti ya...
Oysa ne zaman ki babanızı kaybediyorsunuz, işte o zaman gerçekten büyüyorsunuz.
Çünkü çınarın gölgesi yok artık üzerinizde. Sizi fark etmediğiniz halde yağmurdan, güneşten koruyormuş meğer o gölge.
Siz de aile kuruyorsunuz, baba oluyorsunuz, sizinde gölge yaptığınız ve koruduğunuz birileri oluyor ama o gölgeyi çok arıyorsunuz.
Babanız öldüğünde büyüyorsunuz.
Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz.
Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yoksa artık...
Hep sessiz ağlayan, suskun seven, en zor dönemde bile yıkılmaz görünen, sırtınızı dayadığınız çınar ağacınız yoksa artık...
Büyüyorsunuz o zaman işte. Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.

Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur.

(Bana mail olarak gelmişti bu yazı Firuz'dan. Kim yazdı bilmiyorum ama o kadar güzel ifade etmiş ki babasızlığı, benim gibi babalar gününü babasız geçirenlere armağan ediyorum... ) _Saniye_

20 Mayıs 2008 Salı

VAR MISIN YOK MUSUN...

Sevgili Alev mimlemiş beni. Mimin konusu nelere varım nelere yokum...

VARIM

1- Çikolata ve pasta yemeye varım
2- Mesleğimi kendi büromda sürdürmeye varım
3- Kızımı ve eşimi daha çok görebilmeye varım
4- Huzurlu bir tatile varım
5- Eşimle televizyonsuz,telefonsuz ve internetsiz bir ortamda yaşamaya varım
6- Dostlarımla planladığımız gibi Konya'da buluşmaya ve eski günleri yad etmeye varım!
7- Dürüst olmaya varım
8- Fransızca öğrenmeye varım :)
9- Hoşgörüye varım
10-İşimden istifa etmeye varım :P

YOKUM

1- İkiyüzlülüğe, sahte yüzlere yokum
2- yalana yokum
3- İhanete yokum
4- Kul hakkı yemeye yokum
5- Sorumsuzluğa yokum
6- Sakatat yemeye yokum (ciğer hariç)
7- Diyete yokum (yaşasın yemek yemek)
8- Ablalarımı sadece 2 yılda bir görmeye yokum :(
9- İyi niyetimden istifade edenlere yokum
10- İnsanların inançlarına ve buna uygun yaşamalarına saygı duymayanlara yokum!

Ben de sevgili Bengisu 'yu mimliyorum..

2 Mayıs 2008 Cuma

PİRAYE...


Dün gece ağlaya ağlaya bitirdim bu kitabı. Özellikle son 100 sayfasını soluksuz okudum diyebilirim. Özlem ablam (görümcem) tavsiye etmişti. Okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. O kadar güzel bir anlatımı var ki Canan Tan'ın. Romanın içinde hissettiriyor insanı, hatta Piraye'nin ta kendisi oluveriyorsunuz okurken, sanırım o yüzden çok etkilendim ve son sayfaları gözyaşları içinde okudum. Kitabın açıklaması şöyle:

Roman, genç bir kızın aile, okul, aşk ve evlilik yaşantısına odaklanan ilginç bir biyografi özelliğine sahip; yazar, yarattığı kadın kahramanın yaşantısına bir ’kadın duyarlılığı’ ile yaklaşıyor. Romanın ilk sayfalarında idealleri olan genç bir kız olarak tanıştığımız Piraye, sayfalar ilerledikçe ilişkilerin farklı boyutlarını yaşayacak, aşk duygusunun karşılığını kendi hayatına yerleştirmeye çalışacaktır.
"Piraye" romanını bir ’dram’ haline getiren ise genç kızın evlilik ve evlilik sonrası yaşantısı olacaktır; Piraye, üniversite öğreniminin hemen ardından Diyarbakır’a gelin gidecektir.

"Piraye"yi yakın çevrenizde aramayın sakın," diyor Canan Tan. "Hem onun, hem de romandaki diğer karakterlerin hayal ürünü olduklarını belirtmeme, bilmem gerek var mı? Ama uzak şehirdeki şarkının nihavent olduğunu söyleyen Nazım Hikmet ve "Gözlerin hani?" diye soran Ahmed Arif gerçek."Roman, yazarın kendi hayatından da belli belirsiz izler taşıyor okuruna.

Mutlaka okuyun... _Saniye_

26 Nisan 2008 Cumartesi

NİSA CİVCİVİMİZ....

Geçen hafta Samsun'dan gelen halamız, Nehir pazarda civcivleri görüp çok sevince bitanesini almış hediye olarak. Adını Nisa koydu, Nisa'ya babamız daha büyük bir kutu hazırladı suyunu ve yemini koyduk içine. Durmadan öten civcivimiz 2 gün önce ötmez oldu, saatler geçtikçe hareket de etmez oldu.
Nehir anladı tabi bir terslik olduğunu. Daha önce onu çok uyarmıştım eline alma diye ama çok sevdiği için dayanamıyordu alıyordu eline. Şimdi Firuz'dan öğrendim ki civcivler kesinlikle ele alınmamalıymış :(
Anne hasta civcivim dedi ve hüzün çökmeye başladı yüzüne, artık Nisa ayaklarının üstünde bile duramıyordu can çekişiyordu. Nehir ağlamaya başladı ve onu susturamadım. Ne yapacağımı bilemedim ama kandırmamam gerektiğini de biliyordum. O çok hasta kızım ölecek dedim. Hiç susmadı en sonunda dayanamadık ağlamasına, bir şekilde onu oyaladık ve babaannemiz sakladı kutuyu.
Öldü dedim. Ne zaman öleceğimiz belli değil, ölüm kavramıyla bir hayvan vesilesiyle tanışması daha iyi olur diye düşündüm ve kandırmadım onu. Bahçeye indirdim, buraya gömdük işte dedim, hala durmadan ağlıyordu, bahçeden dakikalarca çiçek toplayıp koydu toprağa, vedalaştı Nisasıyla. Yeni civciv alırız dedi yakınlarımız ama ben buna karşı çıktım, ve bugün internette bulduğum bir yazıyı okuyunca doğru hareket ettiğimi farkettim:
Evcil bir hayvanın ölümü, ölüm kavramını çocuğa açıklamak için iyi bir fırsat olabilir. Çocuğun yaşadığı duygular saygıyla karşılanmalı, tüm aile üzüntüsünü dile getirerek bir tören içerisinde hayvan evden uzaklaştırılmalıdır. Hemen yeni bir hayvan alınmayarak çocuğun kavramları geliştirmesine olanak sağlanmalı ve anı anlamına gelecek ritüel bir davranışa izin verilmeli, hatta teşvik edilmelidir.

Bunlar da anneannemizin daha önceden aldığı balıklar, Nehir'in gözbebekleri :) Onlara bizim isimlerimizi vermiş. İki japon balığı biziz, yani anne ve baba. Küçük siyah olan ise Nehir..
Onlar da çok uzun süre yaşamayacak şüphesiz, ama civcivin acısını atlatmadan birşey olmaz inşallah... _Saniye_


24 Nisan 2008 Perşembe

23 NİSAN


Bu sene 23 Nisan'ın bambaşka bir anlamı vardı bizim için. Kızımızı sahnede izledik ilk defa.

Asker kıyafetiyle "Asker, Atatürk nerede?" sorusuna cevap verirken, 1 haftadır bizim ve öğretmeninin tüm çabalarına rağmen 'nefesimde' değil de 'nesefimde' deyişi bile bizim için hoş bir anı olarak kalacak...

Kendi çocukluğumda 23 Nisan'da sahnede şiir okurken bile bu kadar heyecanlanmamışımdır herhalde. Çok güzel bir duyguydu, yavrumuz biz hala bebek gibi görsek de 4 yaşına girmiş ve sahnedeydi... Herkesin geçmiş 23 Nisan'ı kutlu olsun... _Saniye_

29 Mart 2008 Cumartesi

MİMLENDİK...


Sevgili Sinem bizi mimlemiş. Alfebenin her harfinin ne çağrıştırdığını yazacakmışız. Firuz hala bebişinden dolayı Sueda bloga vakit ayıramadığı için ben yazacağım, umarım çok zorlanmam :)

A: Annem tabiki de (Katıksız sevgiyle bakarsın, Annem sen benim yanıma kalansın..)
B: Babam... Hala birgün çıkıp gelecekmiş gibi beklediğim...
Ç: Çimen, yeni biçilmişse kokusuna doyulmaz :P
D: Doğumgünü , hergün anne ne zaman olcak benim doğumgünüm diye soran bir kızım var :)
E: Eylül ayı, düşen yapraklaaaar
F: Fesleğen, minik saksımdakiler kurudu maalesef :(
G: Gökyüzü..
H: Hastalık (yakamı bırakmıyor bir süredir)
I: Ihlamur (doktor bol bol içmemi söyledi)
İ: İlaaaçç (nedense hep aynı konuyla ilgili şeyler geliyo aklıma)
J: Jale namı diğer caale (konyadaki yurt müdiremiz)
K: Kahvaltı , en sevdiğim öğün :)
L: Leylak , çok severim, çiçek açmaya başladılar..
M: Mimarlık :P
N: Nehirim kuzuuum
O: Ordunun dereleriii aksa yukarı aksaaa
Ö: Özgür'üm..
P: Puding :)
R: Radyo (bu aralar Firuz, Sinem, Hilal ve ben nostaljiturk e takmış durumdayız)
S: Sinema (özledim)
Ş: Şeker (neskafeyi ve çayı artık şekersiz içiyorum, meğer neskafenin o güzel tadını hiç almıyomuşum ben eskiden)

T: Teknisyen kattaaaa.... Anlayan anladı :P
U: Uçak... Çok severim uçmayı (liseye kadar hayalim hostes olmaktı :) )
Ü: Yağmuru kim döküyooor ÜNZİLEEE kaç koyun ediyoor (ne alakaysa)
V: Veda :(
Y: Yeğenleriiim...
Z: Zemzem :)

19 Mart 2008 Çarşamba

MEVLİD KANDİLİ

Insanligin kurtulusu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yilinda Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayinin 12.gecesi dogmustur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yili Nisan ayinin yirmisine rastlamaktadir. Bu mübarek geceye " Mevlid Kandili " denir.
O'nun dogdugu çagda dünyanin her tarafinda cehalet, zulüm ve ahlâksizlik almis yürümüs, Allah inanci unutulmus, insanlik korkunç ve karanlik bir duruma düsmüs, dünya yasanmaz hale gelmisti. O'nun dogdugu gece, insanligin kurtulusu için çok hayirli ve mübarek bir baslangiçtir.O gecenin sabahi gerçekten de feyizli bir sabahti. Insanlik için yepyeni bir gün dogmus, aydinlik bir devir açilmisti. Bir fazilet günesi ve hidâyet mesalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilisi, Yüce Allahin bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir.
Bu hususta Kur'an-i Kerim'de söyle buyurulmustur:

"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'in âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti ögreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmustur. Halbuki daha önce onlar apaçik bir sapiklik içinde idiler. " (Âl-i Imrân, 164)

Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah'ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir...
"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın..."
(Âl-i İmrân, 31)

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN... _Firuz & Saniye_

12 Ocak 2008 Cumartesi

ESKİ DOSTLAAAARRR...

Bu blogu açarken amacımız arkadaşlarımızla birlikte herşeyimizi paylaşmak ve böylece mesafeleri kısaltmaktı. Nasıl oldu anlamadık ama yemek blogu olarak kaldık sadece :) Şeytanın bacağını kırayım bugün. Resmin sağındaki Funda, kucağımdaki minik ise onun 5 aylık kızı İrem. http://iremcigim.blogspot.com/ Funda üniversiteden arkadaşımız, mimarlıkta alt sınıfımızdı, aynı zamanda yurtta da oda komşumuzdu. Bi ortak noktamız da ikimizin de kayserili olması :) Ama Funda Konya da evlendi ve orda yaşıyor. Bayramdan önce Kayseri ye geldi ve bana da uğradı. 6 sene olmuştu görüşmeyeli, umarım ara bu kadar uzamaz bir daha :) İremciğe doyamadık... Sinem iyi bak iyiii :P

29 Eylül 2007 Cumartesi

KIZIMIN PASTASI :)

Kızım Nehir oyun hamuruyla oynamayı çok seviyor. Ve geçenlerde ilginç tasarımlarına bir yenisini ekledi. Bu bir doğumgünü pastası, üstünde uzananlar ise mumlar, onları ben üfledim :) Anne nolur bu pastayı bilgisayara koy dedi ben de koyuyorum :)

small business home business
Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur

MONTAİGNE